Fasulyeden maça girersin ya bazen. Mahalledeki her çocuk bilir sen girdiğinde hiç bir şey değişmeyecek. İşte hayatı da böyle yaşayanlar var. Giriş çıkışlarından hiç etkilenmiyoruz. Kendi hayatlarımıza girseler bile. Bazen de fasulyeden çocuğa acıma iç güdüsü ile pas atılır oynamasına izin verilir. Çocuk sevinir topla koşar falan yüzü güler. Sonra tam topu aldığı gibi vermesi gereken yerde mutlaka bir hata yapar topu kaybeder. Yaşamayı bilmeyen ya da beceremeyen insanlar da bu mahalle çocukları gibidir. Fasulyeden işte.
Bir başkası için çok basit olan bir şey onlar için imkansıza yakındır, kimi zaman imkansızdır. O anda topu kaybetmek çoğu kişi için önemsiz olabilir. Kimileri bilir ki kaybedilen top rakiptedir ve yeterince baskı yaparsa topu çalabilir. Lakin benim gibi oyuncular hep bir başkasının topu kapmasını bekler sonra topu ayağına bekler. Böyle oyuncular genelde her takımda oynayamaz. Onlar daha çok halı saha ya da tek kale adamıdır. Zaten futbolda da başka bir yerde de önemli olan topa sahip olduğun anlar değil, topsuz neler yapabildiğindir. Bir erkek için de en önemli şeyler toplarıdır. Ancak bu başka bir konu.
Sanıyor musun topsuz kaldığında kendi kendine idare edebiliyor olman yeterlidir. Asla. Çünkü etrafındaki herkes, örneğin mahalledeki diğer çocukları ele alalım, senin topla neler yapabileceğini görmek ister. Annen baban topla koşabildiğini görme özlemi içinde seni hazırlar. Aksi takdirde görevleri zaten başarılı olmadığı için eksiklik hissederler. Bazen sen onlardan daha hızlı koşarsan -ki bunu genelde isteseler de olduğu anda belli belirsiz bir sıkıntı oluşur- onları geride bırakman gerekir. Bu da senin kaleye doğru koşarken yalnız kalman demektir. Ki futbol kollektif takım çalışması gerektiren, çaba isteyen bir oyundur. Hayat da aksi değildir.
Ancak her spor branşında olduğu gibi, kimileri var ki onlar, tek başlarına gol atabilmeyi çözmüş tuhaf varlıklardır. Bizler onları seyretmekten keyif duyarız. Zaten kendi kendimize bir bok yiyemediğimiz için genelde onları izleyerek sevinir, üzülür, sinirlenir duygularımızı çalıştırarak pratik yapma imkanı buluruz. Bir gün onlardan biri ile tanışırsak çok mutlu oluruz mesela, ne alaka ise?
Annem mesela der, sanki senin cebine giriyor onun kazandığı paralar. Babam der aslan oğlum kiminle tanışmış, kuzenim var o da vay şerefsiz nasıl yaptın anlat bakalım, gibilerinden. Senin annen başka tepki verebilir tabi, benimki böyle bile demeyebilir. Ama hayat işte gelip geçer bir topun etrafında koşturarak istersen. Ya da bir köşede gelmesini bekleyerek.